Muzi Blog — Blog

RSS

ÇOCUKLARDA EGZERSİZ VE HAREKETİN ÖNEMİ

çiğdem bulgan

Tatiller, çocuklarımızın aylarca süren yorucu eğitim ve öğretim programlarından sonra dört gözle beklediği ve hayal ettiği tüm etkinlikleri uygulamayı planladığı zaman dilimleri olarak düşünülür. Her ne kadar ebeveynler için bu süreç tam bir aktivite planlamasına dönüşse de bu planlamanın, özellikle sosyal, bilişsel, duygusal ve fiziksel gelişimleri devam eden çocuklar için, kaliteli yapılması önem arz etmektedir.

Gelişen teknolojiyle beraber sanal ve sosyal ağlara artan bağımlılık yaşı, bebeklik dönemine kadar inmiş ve günlük zaman dilimlerinde tablet ve akıllı telefonlar aracılığıyla geçirilen süre, yetişkinlerde olduğu kadar yetişmekte olan çocuklarda da ileri seviyeye ulaşmıştır. Günümüzde özellikle çocuklar tarafından planlanan tatil dönemleri aktivitelerinin başında bilgisayar ve tablet oyunları gelmekte ve hatta partnerli (anne, baba, kardeş, arkadaş ile) aktivitelerde bile seçilen oyun modelleri, yine sanal oyunlardan belirlenmektedir. Bu durum daha fazla hareket etmekte zorlanan ya da sanal ortamdan kopmak istemeyip, harekete direnen bir popülasyonun oluşmasını kaçınılmaz kılmaktadır. Aslında süreç içerisinde bir bakmışsınız ki bakkala gidip bir çikolata ya da ekmek almak için itiraz eden çocuklarla karşı karşıya kalmışsınız. Hatta çoğunuz şu cevabı bile duymuşsunuzdur: ‘Anne, internetten sipariş ver, hemen 10 dk da eve getiriyorlar!’. Teknolojik gelişimin yarattığı hareketsizlik tabi ki toplumsal bir sorun olarak değerlendirilebilir ama aslında çokta önüne geçilmeyecek ya da sınırlandırılmayacak bir durum da değildir.

Değerli Ebeveynler; İnsanlar, ‘Hareket Etmek’ için dizayn edilmiştir. Hareket edebilmenin temel gelişim dönemleri, insan gelişim süreci içerisinde çocukluk yıllarına denk gelir. 0-1 yaş aralığında refleksif dönem içerisinde olan bebek, tüm hareketlerini çevreden bilgi toplamak amacıyla refleks olarak uygularken; 1-2 yaş döneminde bu refleks hareketler kaybolmaya başlayarak yerini ilkel ve kaba hareketler dönemine bırakır. 2 yaş ile 7 yaş arasındaki bebeklikten çocukluğa geçiş döneminde oldukça hızlı bir hareket edebilme yeteneği sergilenir. Dolayısıyla bu dönemde uygulanacak tüm aktivitelerde çocukların ferdi hareket ederek bağımlılıklarının azalmasını sağlamak ve kendi benliklerinin farkına varmalarına imkan vermek önemlidir. 7 yaşından sonra devam eden tüm hareket eğitim planlarında sporla ilişkili hareketler, özelleştirilmiş uygulamalar eklenebilir. Sonuçta bu yıllar içerisinde verilen tüm temel hareket eğitim modelleri, çocuğun, ileriki yıllarda ihtiyacı olacak olan tüm fiziksel ve bilişsel olgularının gelişmesini, farkındalığının ve özgüveninin artmasını, rekabet duygusuyla, başarı ve başarısızlık kavramlarıyla tanışmasını sağlayacaktır. Bu nedenle iyi planlanmış bir tatil programı içerisinde, günlük zaman dilimlerine iyi yerleştirilmiş ‘hareket/fiziksel oyun aktiviteleri’, çocukların aynı zamanda ileri düzeyde sporla (basketbol, futbol, yüzme, voleybol vb.) ilişkili motor becerilerinin temellerinin de hazırlanmasına katkı sağlamış olur.

“Hareket ederek büyüyen sağlıklı nesiller” yaratmak amacıyla, çocuklara spor alışkanlığı kazandırılabilmesi, ancak alanında uzman kişiler tarafından yaş kategorilerine göre ayrılmış sınıflarda, gelişim düzeylerine ve bu düzeylerdeki temel becerilerin odaklandığı programlarda mümkün olmaktadır. Siz ebeveynler tarafından, denge ve koordinasyon gibi özellikle vücut postür kontrolünü sağlamayı hedefleyen hareket modellerinin; Küçük ve büyük kas gruplarının gelişimini destekleyen sürtünme, yuvarlanma, itme, çekme, tırmanma, koşma, yürüme gibi basit temel motor becerilerin planlandığı oyun sınıflarının; Ayrıca bir spor branşının temel hareket tekniklerinin kavranmasına yardımcı olabilecek, ince ve kaba motor becerilerin pekiştirilerek, spor araçlarının kullanımı ve bu araçlara uyum ve kullanım alışkanlığının kazandırıldığı bol hareketli sınıfların, tercih edilmesi, bu süreçte seçilebilecek en etkili aktivitelerdir. Haftada en az 2 gün 1-2 saat katılabilecekleri  hareket grupları, aktivite ve atölye workshopları hem fiziksel olarak yetişmekte olan çocukların gelişimlerine destek sağlayacak hem de sosyal çevre ilişkileri, takım ve ekip ruhu bilincinin aşılanması, zor koşullarda çözüm odaklı hareket etme, karmaşık becerilerde karar verme ve yeni strateji geliştirebilme gibi bilişsel bir çok yeteneğinin de gelişmesine katkı sağlayarak eğlenceli bir tatil geçirmelerine yardımcı olacaktır.

  • Muzipo Kids
  • Etikletler: Blog

Davranış Bozuklukları

Davranış Bozuklukları

Çocuğun çeşitli ruhsal ve bedensel nedenlere bağlı, iç çatışmalarını davranışlarına aktarması sonucu ortaya çıkan davranış modelleridir. Bu türlü davranışlar, çocukların hayatlarını hem sosyal hem akademik yönden olumsuz etkiler. Ayrıca sadece çocuğu değil aileyi ve çevresini de sıkıntıya sokar.

 

En sık görülen davranış bozuklukları şunlardır:

 

Saldırganlık

 

Neden olur?

  • Anne - babanın otoriter baskıcı tutumu,
  • İsteklerinin yerine getirilmemesi durumunda ailenin pes etmesi,
  • Aileden yeterince ilgi ve sevgi görmeyişi,
  • Yanlış davranışın yetişkin tarafından onaylanması

 

Nasıl önlenir?

  • Çocuğa model olmamak gerekir,
  • Kararlı olmak önemlidir,
  • Söndürme metodu uygulanmalıdır,
  • Sakinleşince konuşulmalıdır,
  • Çocuğa enerjisini boşaltacak fırsatlar sunulmalıdır.

 

Yalan

 

Neden olur?

  • Baskıcı aile tutumu,
  • Üstesinden gelemeyeceği sorumluluklar verilmesi,
  • Sık sık eleştirilmesi,
  • Mükemmelliyetçilik,
  • Özgüven eksikliği,
  • Ebeveynin yalan söylemesi için çocuğu aracı kullanması.

 

Nasıl önlenir?

  • Yalancılıkla suçlamamalıdır,
  • Model olunmamalıdır,
  • Aşırı cezacı tutum ve tehdit olmamalıdır,
  • Tutarlı olunmalıdır,
  • Kıyas yapılmamalıdır,
  • Şiddet uygulanmamalıdır,
  • Aşırı eleştirel tutum sergilenmemelidir,
  • Yalan söylediğini bildiğinizi hissettirmemelisiniz,
  • Dürüst davrandığında ödüllendirilmelidir.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Tırnak yeme

 

Neden olur?

 

  • Kendini güvende hissetmemesi,
  • Baskıcı cezacı aile tutumu,
  • Model aldığı bireylerin olması,
  • Ev veya okulda yaşadığı gerginlikler,
  • Korku, öfke ve strese maruz kalması,
  • Kendini değersiz hissetmesi,
  • Travma yaşaması.

 

Nasıl önlenir?

 

  • Baskıcı olunmamalıdır,
  • Ellerini meşgul eden uğraşlar edindirilmelidir,
  • Sakız, çerez vs ile ağzı meşgul edilmelidir,
  • Kıyaslama yapılmamalıdır.

 

İnatçılık

 

Neden olur?

 

  • Tutarsızlık
  • İhtiyacı olan bağımsızlık duygusunun verilmemesi
  • Aşırı cezacı tutum ve şiddet uygulanması
  • İhtiyaçlarının zamanında ve yeterince giderilmemesi
  • Ailenin dayatarak isteklerini yaptırması
  • Kardeşler arasında ayrım yapılması

 

Nasıl önlenir?

 

  • Anne baba ve çevrenin tutarlı olması gerekmektedir,
  • Çocuğunun istediğinin neden yapılmadığı açıklanmalıdır,
  • Seçenekler sunarak ona seçim yapma hakkı verilmelidir,
  • İnatlaşma süresinin sonunda pes edilmemelidir.

 

 

Zen Özel Eğitim Rehberlik ve Danışmanlık Merkezi
  • Muzipo Kids
  • Etikletler: Blog

Çocukların Yaşlarına Göre Oyun Özellikleri

Çocukların Yaşlarına Göre Oyun Özellikleri

Çocukların oyunlarının içeriği ve konusu içinde bulunduğu gelişimsel dönemin özelliklerinden ve gereksinimlerinden etkilenir. Bu nedenle bulunduğu yaş dönemine göre de seçtikleri oyunlar ve oynama biçimleri farklılıklar gösterir.

0 2 yaş döneminde çocuklar kendi bedenini dış dünyadan ayırt edemezler. Bu nedenle ilk oyunları çevresindeki insanları ve nesneleri keşfetmeye yöneliktir. Hareketli oyunlar genellikle tesadüfen keşfedilir. Hareket kabiliyetleri arttıkça da keşiflerle dolu oyunları çeşitlenir. Bu yaş dönemine genel olarak bakıldığında oyunlarında dünyayı deneme yanılma yoluyla keşfetme bedenine ve eşyalara hakim olma uygulamaları görülür. En çok hoşlandıkları da duyularını kullanarak nesneleri tanımak ve nasıl hareket ettiklerini keşfetmektir. Bu nedenle her şeyi ağzına götürür, fırlatır, düşürür, yuvarlar ya da sallarlar. Bu dönemde bağımsız ve tek başına oynarlar. Diğer çocuklara yaklaşmazlar ve tabiki oyuncaklarını paylaşmazlar. Sadece oyun özelliklerine bakarak bile çocuğun pek çok davranışını ve gereksinimini anlayabiliriz. Eşyaları fırlatması, ağzına sokması, arkadaşı oyuncağını elinden çekince ağlama nöbetlerine girmesi işte bu normal ve sağlıklı gelişim özelliklerinden kaynaklanır.

 2-3 yaşta ise iki temel oyun gözlenir. Birincisi taklit oyunlarıdır. Çevresinde olan bitenleri taklit etme oyunları artmaya başlar. Bu oyunlar ilk gelişmiş hayali oyunlardır ve çocuğunuzun mış gibi yapmayı öğrendiğini gösterir. Arabacılık, evcilik, yemek yapma, bebeğini yıkama gibi basit rollerle ilişkilidir. İkinci oyun biçimi ise hareket içeren oyunlardır. Sürekli olarak hareket becerilerini sınarlar kendi güçlerini ve sınırlarını fark etmeye çalışır ve bundan da büyük bir keyif alırlar. Koşmak, atlamak, zıplamak, boğuşmak, araba sürmek, atçılık oynamak en sevdiği oyunlar arasındadır. Artık daha coşkulu atlamalı zıplamalı  oyunları tercih eden çocuğunuzun gelişimsel ihtiyaçları da oyunlarıyla paralel olarak  kendi hareket becerisini fark etme, bağımsız bir şeyler başarma ile ilgilidir. Dünyayı keşfetme ve dünyaya hakim olma! Bu dönemde ortaya çıkan uyku sorunları ya da yemeği reddetme, yemekten kaçma da bu ihtiyaç ile ilişkilidir. Çünkü dünyayı keşfetme arzusu her şeyin ötesindedir. Çoğu çocuk dünyada olan bitenleri kaçırmak istemediği için bir türlü uyumak istemez! Yine bu yaş dönemindeki çocuklar da oyuncak paylaşmaya tam olarak hazır değillerdir. Ancak paylaşmayı ve birlikte oynamayı öğrenmeye hazırdırlar. Bu noktada iş yetişkinlere düşer.

4 yaş döneminde artık diğer çocuklarla oyunlar başlar. Oyuncaklar paylaşılır. Ancak oyun tam olarak organize olmamış bir oyundur. Her türlü oyun malzemesi çocuklar için cezbedicidir. Hayal güçleri çok zengindir ve evdeki her türlü materyali kullanarak roller içeren oyunlar oynayabilirler. Olayların ve nesnelerin daha fazla ayrıntılarına dikkat etmeye başlayan çocukların oyunlarının içeriği de daha ayrıntılıdır. İş bölümü tam olarak oturmamıştır ancak öğrenilmesi için fırsatlar yaratılmalıdır.

5 yaş döneminde, sosyal davranışlar oyunlarda belirgin bir şekilde görülmeye başlar. İşbirliği öğrenilmiştir. Oyun kurmak için plan ve düzenleme yapma yeteneğine sahiptirler. Oyuna göre roller belirlenir ve paylaşılır. Bu yaş döneminde belirli bir gruba ait olma ya da olmama duygusu vardır. Mış gibi oyunlar, hayali oyunlar sürer. Çocuğunuz oyunlarına ertesi gün kaldığı yerden devam eder.

6 yaş dönemindeyse, sosyal beceriler daha çok gelişmiştir. Daha uzun süreli daha iyi organize edilmiş oyunlar oluşur. Kurallı oyunlara da ilgi artmıştır. Çekişmeli grup oyunları bu yaş grubunun favorisidir. Kaybetme ve verdiği hislerle mücadele edebilmeyi öğrenme için fırsatların doğduğu  bir dönemdir.

Çocuklar için oyunlar onların dilidir. Duygularını düşüncelerini oyunlar yoluyla ifade ederler. Oyuncaklar, eşyalar oyun esnasında kullandıkları nesnelerse bu ifade için kullandıkları sözcükleridir. Çocuklarınızın oyunlarını gözlemleyerek pek çok duygusal ihtiyacını anlamanız mümkündür. Yine oynadığı bir bebek,araba,pelüş hayvan ya da bir tahta parçasıyla özdeşim kuran çocuk kendisiyle ilgili rahatlıkla cevaplayamayacağı pek çok soruyu oyun kahramanı  üzerinden kolaylıkla cevaplayacaktır.

 

Zen Özel Eğitim Rehberlik ve Danışmanlık Merkezi
  • Muzipo Kids
  • Etikletler: Blog

Her çocuk yeteneklerine uygun eğitim almalı!

Bir ülkenin en büyük sermayesi insan yeteneğidir. Yeraltı ve yer üstü kaynaklar elbette çok önemlidir. Ancak, bu kaynakları ortaya çıkaracak, işleyecek ve toplumun hizmetine sunacak bütün süreçler insan emeğine dayanır. Çocuklarımızın yeteneği, ülkemizin geleceğidir. Ve unutmayalım ki, her çocuğun yeteneklerine uygun eğitim almaya hakkı vardır.

Okullarda yetenek eğitimi neden yapılamıyor?

Eğitim sisteminin en önemli görevi, milli eğitimin genel amaçları içerisinde de belirtildiği gibi, çocukların yetenek ve ilgi alanlarını keşfetmek ve geliştirmektir. Uyguladıkları eğitim modeli ile fark yaratan ülkelerin de en iyi yaptığı şey çocukların yeteneklerine uygun eğitim vermek. Ülkemizde yetenek eğitimi her zaman geri plana atılıyor. Bunun çeşitli nedenleri var...

- Ulusal sınavların yarattığı baskı hem anne-babalar hem de eğitimcileri çaresiz bırakıyor. Sınavları kazanmak tartışmasız en önemli şeymiş gibi algılanıyor. Adeta, sınavları kazanan çocuklar geleceğini kurtarıyor, kazanamayanların ise geleceği risk altında diye düşünülüyor. Ülkemizin gerçeklerini dikkate aldığımızda, bu algının tamamen haksız olduğunu söylemek de mümkün değil.

- Okullar ciddi bir müfredat baskısı altında. Okullarda, matematik, Türkçe, fen bilgisi, sosyal bilgiler gibi dersler ağırlıklı olup yetenek dersleri ise adeta ikinci sınıf dersler gibi. Bu nedenle, özel yetenek alanları ile ilgili dersler (görsel sanatlar, müzik, beden eğitimi vb.) süre olarak azr ve olan dersler de ya önemsenmediğinden ya da imkansızlıklar yüzünden doğru dürüst yapılamıyor.

- Özel yetenek alanlarına ilişkin faaliyetlere zaman ayrıldığında akademik başarının düşeceğine inanılıyor. Çocuklar ne kadar çok masa başı çalışma yapar, ne kadar çok test çözerse o kadar başarılı olur sanılıyor. Bu çok yanlış.Çalışma süresi uzadıkça başarı artmaz. Zaman verimli kullanıldığında başarı artar. Kendine ve yeteneklerine zaman ayıran çocukların ders başarısı düşmez, aksine artar.

Öğrenme kalitesi artırılmalı

Beyinle ilgili son yıllarda yapılan araştırmalar, yetenek eğitiminin ne kadar önemli olabileceğine dair ipuçları veriyor. Araştırmalara göre beynimiz, doğuştan belirli yetenek alanlarına yatkındır. Eğer yetenek alanlarımıza uygun bir eğitim alırsak, öğrenme kalitemiz ve akademik başarımız büyük ölçüde artıyor. Bir anlamda, beynimize kendi anlayacağı dilden yaklaşıldığında harika sonuçlar elde etmek mümkün.

Örnek iki proje

Son yıllarda ülkemizde de yetenek eğitiminin önemi anlaşılmaya başlandı. Bu kapsamda yapılan çeşitli çalışmalar var. Bu tür çalışmaların artması ve sonuçlarının herkesle paylaşılması önemli diye düşünüyorum. Bu kapsamda akademik danışmanlığını yaptığım iki projeden söz etmek isterim:

Projelerden biri Kartal İlçesi’nde yürütülen “Yetenek Haritası Projesi”. Proje, Kartal İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü inisiyatifiyle ve Kartal Rehberlik Araştırma Merkezi koordinatörlüğünde yürütülüyor. Projenin temel amacı, anaokulu, ilkokul, ortaokul ve liseye devam eden tüm öğrencilerin yetenek analizlerini yapmak ve bu çocuklar için yetenek geliştirme programları düzenlemek.

Diğer bir proje de Maltepe’de Dumlupınar Ortaokulu’nda yürütülen “DUYAK Projesi”. Bu proje kapsamında da, üç aşamalı bir çalışma yapılacak. Birinci aşama, tüm öğrencilerin yetenek haritalarının çıkarılması, ikinci aşama yetenek eğitimlerinin verilmesi ve üçüncü aşama da yetenek ürünlerinin değerlendirilmesidir.

Anne-babalar ne yapmalı?

Anne-babaların temel sorumluluğu, çocuklarının yeteneklerine değer vermek ve onları yeteneklerine uygun bir gelecek oluşturma yolculuğunda desteklemek. Her çocuk kendi ölçüsü içinde yeteneklidir. Bizler, bu yetenekleri gözlemlemeli, keşfetmeli, eğitim imkanları sunmalı ve yetenek alanlarına uygun şekilde yönlendirmeliyiz. Ancak, çocuğa yetenek enjekte etmeye kalkmak ve bütün yetenek alanları ile ilgili faaliyetten faaliyete koşturarak yeni bir hırs alanı da oluşturmamak gerekir. Aslolan çocuğun doğası, yaşı ve tercihleridir. Çocuklarımızda kendimizi tamir etmeye dönüşecek hiçbir çaba çocuğa katkı sağlamaz.

Yazar: "Rehberlik ve Ölçümleme" danışmanımız Yrd. Doç. Dr. Oktay Aydın

"Çocuk Hakları" nelerdir, biliyor musunuz?

Bilgi Üniversitesi Çocuk Çalışmaları Birimi(ÇOÇA) ile olan iş birliğimiz doğrultusunda "Çocuk Hakları" konusunda sizleri bilgilendirmek istiyoruz.

ÇOÇA  ile olan işbirliğimiz, 6  modüllük çocuk hakları uygulamalarını kapsamaktadır.  Bu modüllerin temaları şunlardır:

• Farklılıklarım ve Benzerliklerim
• Farklılıklara Saygı
• Kız Olmak, Oğlan Olmak
• İhtiyaçlarım ve Haklarım
• Yaşadığım Yer ve Haklarım
• Çevre  Hakkı

Genel anlamda çocuk hakları nelerdir?

Neden zaten insan hakları varken bir de çocuklar için tanımlanmış ayrı bir haklar kümesi vardır? Bu soruya, birkaç adımda yanıt bulabiliriz. Önce, çocuklar gibi hakları ayrıca tanımlanmış olan grupları düşünelim. Kadınlar, azınlıklar, mülteciler, engelliler…. Hepsi de, toplumda çeşitli olanaklar bakımından geri bırakılan, ayrımcılığa uğrayan kesimler. Tüm insanların hakları olduğu kabul edildiği halde, bazı gruplar tüm haklardan eşit düzeyde yararlanamayabilir. İşte bu grupların hakları özel olarak tanımlanır. Çocuklar da bu gruplardan biridir.

Her ne kadar aksini söylesek de, çocuklar birer “birey” oldukları kolaylıkla unutulabilen ve dünya nüfusu içinde üçte bir gibi yüksek bir orana sahip oldukları halde, aynı gençler ya da yaşlılar gibi yaşa dayalı ayrımcılığa maruz kalan kişilerdir. Çoğunlukla gelecekle ilişkilendirilirler, bugün de birer birey oldukları unutulur. Bugüne dair görüşleri nadiren dikkate alınır. Üstelik toplumsal değişimlerin, afetlerin, ihmal ve istismarın, yoksulluğun ve her türlü yoksunluk biçiminin ya da genel olarak devletin sorumluluklarını yerine getirmeyişinin çocuklar üzerinde daha büyük bir etkisi vardır. Çocuklar yaşama başkalarına bağımlı olarak başlayan, yaşama ve gelişme sürecinde adım adım ilerleyen bireylerdir. Tüm bu nedenlerle çocukların hakları ayrıca tanımlanır.

Toplumun bir parçasını oluşturan çocuklar çeşitli özelliklere sahiptir. Yetişkinlerde olduğu gibi çocuklar arasında da zengin, yoksul, erkek, kız… gibi sonsuz bir çeşitlilik söz konusudur. Ancak bu farklılıklarına rağmen, çocukların ortak bazı sorunları vardır ve haklarıyla ilgili de ortak bazı kısıtlamalara maruz kalırlar. Hangi filmi izleyeceklerini, ne zaman yatağa gideceklerini, hangi elbiseyi giyeceklerini seçme gibi gündelik hayatlarına dair seçimlerden; çalışma, evlenme ya da seçme ve seçilme hakkı gibi sadece yetişkinlere ait olduğu düşünülen haklara kadar çeşitli alanlarda karar verme özgürlükleri sınırlanmıştır. Ayrıca aynen yetişkinlerde olduğu gibi yoksul, engelli, etnik kökeni nedeniyle dışlanan çocuklar toplum içinde daha fazla haksızlığa uğrar ve acı çekerler.

Çocukla ilgili meseleler genelde daha “basit” ya da “çoluk çocuk işi” gibi algılansa da çocuk hakları meselesi oldukça karmaşık bir meseledir. Karmaşıklık kısmen çocuk tanımındaki çeşitlilikten kısmen de çocuklar için talep edilen hakların çeşitliliğinden kaynaklanır. Birleşmiş Milletler Çocuk Hakları Sözleşmesi’ne göre, 18 yaşına dek her birey çocuk kabul edilse de, daha küçük yaşlarda çalışma yaşamına girmeleri, evlendirilmeleri ya da suçla ilişkilendirilmeleri halinde, çocuklar toplumsal olarak “yetişkin” kabul edilmeye başlanıyor. Bu durum “çocuk” kavramı için çizilen 18 yaş sınırını muğlaklaştırıyor.

Çocuk hakları, bunları uygulamaya geçirmenin güçlükleri, ihtiyaç duyulan kaynaklar ve bunların politik sonuçları açısından da karmaşık bir konudur. Dünyadan yoksulluğun kaldırılması bir anda mümkün olamayacağına göre çocukların tüm hakları da hemen hayata geçirilemeyebilir. Bu hedefleri karşılamak için toplumun ve devletlerin yapacağı şey politik irade kullanmak ve çocukların yaşama ve gelişme bakımından eşit haklara sahip olmasına en büyük önceliği vermektir.

ÇOÇA iş birliği ile çocukların haklarını öğrenmesi için neler yapıyoruz?

İşbirliğimiz kapsamında okul öncesi dönemde çocukların yaş düzeylerine uygun olarak kendilerini fark etmeleri, çevrelerindeki çocuklarla benzerlikleri ve farklılıkları üzerine düşünerek tüm çocukların ortak temel ihtiyaçları ve hakları olduğunu fark etmeleri ve bunu yaşadıkları yer ile ilişkilendirmeleri üzerine odaklanılacaktır. Bununla birlikte yetişkinlerle yapılan çocuk hakları eğitiminde, ortamın ve yaklaşımında çocuk haklarına duyarlı ve hak temelli dönüşümü için adım atılmıştır. Çünkü çocuk hakları ve insan hakları, ancak hakların hayata geçtiği ortamlarda çocuklar tarafından içselleştirilebilir.

ÇOÇA iş birliği ile yetişkinlerin çocuk haklarını öğrenmesi için neler yapıyoruz?

2015-2016 dönemi boyunca yürütülecek çalışmaların bir ilk ve ön adımı olarak Muzip Saatler programımız içinde etkin rol alan eğitmenlerin çocuk ve çocuk hakları ile ilgili hak temelli yaklaşım benimsemeleri ve etkinliklerine yansıtmaları için bir giriş eğitimi yapılmıştır.

"Toplumsal Cinsiyet Eşitliği" kavramı, çocuk haklarında nasıl bir önem kazanıyor?

Toplumsal cinsiyet kavramı, belirli bir toplumun erkekler ve kadınlar için uygun saydığı, toplumsal olarak inşa edilmiş roller, davranışlar ve beklentileri, bunlar arasındaki hiyerarşiyi ve bunlara uyulmadığında kişilerin maruz kaldığı ayrımcılığı ifade eder. Toplumsal cinsiyet eğitimi ise bu eşitsiz, ayrımcı ve dışlayıcı yapıyı tersine çevirmeyi, cinsiyete dair kalıplaşmış yargılarla mücadele ederek, kadınlar ve erkekler arasında işbirliği ve karşılıklı saygı temelinde oluşan gerçek bir eşitliği ortaya çıkarmayı hedefler.

Toplumsal cinsiyet eğitimi çocuklarla yürütüldüğünde ayrı bir önem taşır. Çünkü çocukluk dönemi kimlik oluşumunun gerçekleştiği dönemdir ve cinsiyet kimliği, kimlik oluşumunun en önemli unsurlarından biridir. Toplumsal cinsiyet eğitimi, çocuklarda toplumsal cinsiyet eşitsizliğine dair bir farkındalık yaratmaya ve kişisel gelişimlerini toplumsal cinsiyet rollerinin sınırlarının ötesinde geliştirmelerine olanak sağlamaya dayanır. Buna bağlı olarak kız çocuklar için daha fazla özgüven, kararlılık, bağımsızlık ve kamusal alanda kendilerini kolayca ifade edebilmeleri için onları güçlendirmek hedeflenirken; oğlan çocuklar için hedef başarısızlık korkusunun yenilmesi, daha az saldırgan olma, daha sosyal ve sorumlu hale gelme, duygularını daha kolay ifade edebilme ve özel alanı daha fazla sahiplenmedir.

Toplumsal cinsiyet eğitimi aynı zamanda, çocukların annelik, şefkat, özen, dayanışma ve fedakarlık gibi geleneksel olarak kadınlara özgü sayılan rol ve özelliklerin sosyal değerini anlamalarına yardımcı olur. Böylece çocuklar kadınların ve erkeklerin aileye ve topluma yaptıkları ayrı ayrı katkıların eşit önem taşıdığını, erkeklerin ve kadınların eşit haklara ve sorumluluklara sahip olduklarını öğrenirler.

Tüm eğitim sürecinin içine yedirilmesi zorunlu olan bir yaklaşım olarak görülmesi gereken toplumsal cinsiyet eğitiminin etkili olabilmesi için, bu alanda çalışan yetişkinlerin kendi cinsiyetçiliklerine dair farkındalık kazanmaları öncelik taşır. Eğitimcilerin ve elbette ebeveynlerin, kız ve oğlan çocuklara yönelik davranışlarının, ifade biçimlerinin ya da öğretim yöntemlerinin amaçladıkları toplumsal cinsiyet eşitliğini yansıtıp yansıtmadığını dikkate almaları zorunludur.

Üzerinde önemle durduğumuz "Toplumsal Cinsiyet Eşitliği" konusunda ÇOÇA ile ortak yaptığımız çalışmalar nelerdir?

Çocuklarda cinsiyet eşitliğine yönelik gerçekleştirilecek farkındalık çalışmaları öncesinde çocuklarla ilişki halinde olan yetişkinlerin kendi toplumsal cinsiyet farkındalıklarını sorgulamaları ve kendi cinsiyetçi kalıpları ve önyargıları üzerine düşünmeleri oldukça önemlidir. Bu kapsamda ÇOÇA ile yaptığımız yetişkin eğitiminde gerek çocuklar üzerinden gerekse kendi toplumsal cinsiyet algıları üzerinden konu ele alınıp tartışılmıştır.

Çocuklarda büyük kas (kaba motor) becerilerinin gelişimi neden önemlidir?

Yürümeyi öğrenmek çocuğun ilk bağımsızlık işaretidir. Bir başkasına bağımlı olmaktan çıkıp, bilinmeyene doğru yolculuğun aracıdır yürümek. Özgürlüktür, neşedir, sevinçtir, kahkahadır...

Doğum sonrasında reflekslerle başlayan motor davranışlar, günler, haftalar, aylar ilerledikçe yerini gelişmemiş istemli hareketlere bırakır. Görsel algılamanın gelişimiyle birlikte, nesnelere ulaşma çabaları, işitme duyusunun daha da gelişmesiyle ses kaynaklarını keşfetme istekleri bebekleri statik durumda bulunmaktan çıkarır. İlk sürünmeler, emeklemeler, dengede oturabilmeler, nesnelere uzanmalar, bir yerlere tutunup ayağa kalkmalar, tutunarak ilk adım atma denemeleri… Ve daha çok şey bebeklerin duyu alanlarını tahrik ettiği sürece nesnelere hamle yapmak isterler. Bu istekleri bazen onlara pahalıya mal olsa da, defalarca aynı girişimi yapmaktan kaçınmazlar. Yaşamın ilk yıllarında bebeklerin nesnelere ulaşma girişimleri ikinci yılında yerini daha dengeli ve kararlı eylemlere bırakır. Nesnelerin tehlikesiyle çok da ilgilenmezler. Kendi vücut farkındalığını yaşarken, bunu çevresine ispat edercesine yuvarlanma girişimleri, yüksek yerlerden (koltuktan, sandalyeden) atlama teşebbüslerinden asla vazgeçmezler.

Yaşamın ilk 5 yılı, vücudun kontrol edildiği yıllar olarak nitelendirilir. Özellikle vücutta denge gelişimi ile birlikte büyük kas (kaba motor) becerileri çocuğun en yoğun denediği hareket kalıplarıdır. Yürüme, koşma, sekme, sıçrama, hoplama, tırmanma gibi kaba motor becerileri çocuk sıklıkla dener. Bu denemeleri yaparken bir yandan da kendi vücut farkındalığını kazanır. Devinimler (hareketler) esnasında dengesini korumayı öğrenir. Her durumda denemekten vazgeçmez. Çocuğun büyük kas becerilerini deneme girişimleri kendi vücut farkındalığını kazanması yanında, alan ve mekân farkındalığını da geliştirir. Hareketleri yapmadaki başarı, özgüvenini geliştirir. Yürüme, koşma, hoplama gibi kaba motor davranışlarla birlikte ulaştığı yeni akranlarıyla sosyalleşir. Gelecekte daha başarılı yapacağı koordinasyona yönelik hareketler için zemin oluşturur. En az iki hareketi birleştirerek yapma girişimlerinde bulunarak birleşik hareketleri dener. Tüm bu girişimler çocuğun sinir-kas ilişkisinin dışa vurumu olarak da görülebilir.

Büyük kas becerileri ile ilgili çocukların yaptığı girişimler, ev ortamında aileler tarafından çoğu kez “yaramazlık” olarak adlandırılır. Evine yorgun gelen anne-babalar, çocuklarının uslu davranmasını beklerler. Uslu davranmak, kendi kendine gürültü yapmadan meşgul olmak olarak görülse de, böylesine davranış gösteren çocuk geleceğe yönelik hiç de iyi belirtiler vermeyebilir. Çocuğu ile kaliteli zaman geçiremeyen aileler, hem kendi yaşantılarında hem de çocuğun gelişiminde telafisi zor boşluklar oluşturdukları gerçeğini göz ardı etmemelidir. Yorgun bir şekilde evine gelen anne-babalar, büyük kas becerilerinin gelişmekte olduğu dönemde çocuklarıyla geçirecekleri “kaliteli zaman dilimleri” sayesinde onlara muazzam bir destek vermiş olacaklardır. Bu “kaliteli zaman” denen şey, uzun saat dilimleri olarak düşünülmemelidir. Bazen 5 dakika kaliteli zaman geçirmek için yeterli olabilir. Yeter ki, o zaman dilimi doğru planlansın.. Vücudun kontrolünün sağlandığı ve özellikle denge becerileri ile büyük kas (kaba motor) becerilerinin geliştiği yıllarda çocuklarla geçirilecek kaliteli zaman dilimlerini aileler ihmal etmemelidir. Büyük kas becerileri ile ilgili yapılabilecek aktiviteler esnasında çocukların pek çok “kelime, sayı, şekil bilgisi” gibi kavramları da öğrenebildikleri ailelerce göz ardı edilmemelidir.

Yazar:
Hareket Eğitimi danışmanımız Doç. Dr. Mehmet İnan