Anasayfa Blog

RSS
Çocuklarımızın becerilerini geliştirmelerini istiyorsak önce toplumsal cinsiyet körlüğünden kurtulmalıyız

Çocuklarımızın becerilerini geliştirmelerini istiyorsak önce toplumsal cinsiyet körlüğünden kurtulmalıyız

Kadın ve erkekler arasındaki biyolojik farklılıkları ifade eden cinsiyet kavramı, toplumsal temelde farklı kavramlar, simgeler, davranış tutumları ve düşüncelerle ilişkilendirilerek başka bir boyut kazanır. Kadınların ve erkeklerin farklı sosyal ve kültürel yapılara göre değişkenlik gösteren rolleri, sorumlulukları ve kendilerinden beklenilen tutum ve davranışlarını toplumsal cinsiyet kavramıyla ifade ediyoruz. Bu kavramı doğru şekilde anlayabilmek için öncelikle iki yönünü açıklığa kavuşturmamız gerekir. Toplumsal roller sosyal ve kültürel yapılara bağlı olarak şekillenir fakat bu durum, tanımlanan rollerin “doğal” olduğu anlamına kesinlikle gelmez. “Bir kadının doğasında ya da fıtratında anne olmak vardır”, “her erkek asker doğar” gibi söylemler sosyal olarak inşa edilmiş kimi değerlerin normalleştirilme çabalarıdır. Toplumsal rollerin doğal olmadığı gerçeğine bağlantılı olarak ikinci önemli unsur ise toplumsal cinsiyet kavramlarının dinamik oluşudur. Başka bir deyişle, toplumsal cinsiyet durağan bir kavram değil; aksine toplumsal etkileşimlerle sürekli yeniden yarattığımız dinamik ve değişken bir kavramdır. Toplumsal cinsiyet üzerine yazılan çok geniş bir literatür bulunmasına rağmen en yenilerinin dahi temel cinsiyet tanımlamaları ve toplumsal cinsiyetin ne olduğu ve ne olmadığına dair görüşlerle başladığını görürsünüz. Bunun nedeni toplumsal cinsiyetin tam olarak “tanımlarla” ilişkili bir konu olmasıdır. Kadınlığı ve erkekliği tanımlamak, bu tanımlar üzerinden duyguları ve davranışları kimi kalıplarına yerleştirmek doğrudan toplumsal cinsiyet meselesidir. Öyleyse tanımlar üzerinden gitmeye devam edelim: Toplumsal cinsiyet eşitliği ne anlama gelir?

Toplumsal cinsiyet eşitliği fırsatları kullanmada, kaynakların ayrılmasında ve kullanımında, hizmetlere erişimde ve hizmetlerden yararlanmada bireyin cinsiyeti nedeniyle ayrımcılığa uğramaması olarak tanımlanabilir. Bu konuya eğitim özelinde bakarsak da eğitimde eşit muamele, eşit fırsatların sunulması, eğitimin kalıp yargılardan arındırılması olarak ifade edebiliriz.

Toplumsal cinsiyet kavramlarının öğrenilmesi bebeklik döneminde bilinçsiz bir şekilde başlar. Çocukların cinsiyet rollerine ilişkin bilgiler önce aileye, sonra çevreye (okul, sokak vb.) ve günümüzde çok etkili olan kitle iletişim araçlarının ilettiği mesajlara dayanmaktadır. Çocuklar bu rolleri gözlemler, taklit eder, öğrenir ve benimser. Çocukların iki yaşından itibaren cinsiyetin ne olduğuna ilişkin anlayış geliştirdiklerini biliyoruz. Beş-altı yaşlarına geldiklerinde ise kadınlar ile erkekler arasındaki anatomik cinsiyet farklılıklarını toplumsal cinsiyet rolleriyle özdeşleştirmeye başlarlar. Oyuncaklarını cinsiyet rollerine göre sınırlandırırlar. Bebeklerle oynamayı keyifli bulan bir erkek çocuğu araba gibi oyuncaklara yönelir. Benzer şekilde, büyüklerinden duyduğu gibi erkeklerin güçlü olmak zorunda olduğunu kadınların ise hassas ve kırılgan olduklarını düşünebilir. Bu özdeşleştirme süreci çocukların hem düşünce yapılarını kısıtlamaya başlar hem de toplumdaki eşitsizlikleri besler. Bu noktada bir diğer kavram öne çıkıyor: Toplumsal cinsiyet körlüğü.

Toplumsal cinsiyet körlüğü; sosyal, kültürel, ekonomik ve politik bağlamlarda tanımlanan farklı cinsiyet rollerini görememe ve bu durumun eşitsizlik yarattığını anlayamama durumudur. Örneğin eğitim materyallerindeki meslekleri tanıtan bir görselde tek bir cinsiyetin ağırlıklı olduğunu fark edememe durumu bu rollerin çocuklar tarafından benimsenmesine neden olabilir. Bu durumda bilime ilgi duyan bir kız çocuğu o görseldeki “bilim adamını” kendine rol model olarak alamayabilir. Toplumsal cinsiyet kalıp yargılarının kısıtlayıcı, bireyin gelişimini engelleyici etkileri sorgulanmaya başlandığı zaman ayrımcılık ve eşitsizlik fark edilir ve ancak o zaman davranışlarda eşitliğe doğru bir yönelim başlar. Eğitim sürecinde toplumsal cinsiyet farkındalığı olan öğretmenlerin varlığı bu anlamda çok büyük bir önem taşır. Bu öğretmen kız ve erkek öğrencilerine benzer görev ve sorumluluklar vererek çocukların hayal güçlerini besler ve daha duyarlı bireyler olarak yetişmelerine katkıda bulunur. Eşitliğin sağlanması, her bireyin kendisini, kişisel becerilerini geliştirmesini, kaynaklara ve fırsatlara erişimini güvence altına alır.

Okullar çocukların sadece matematik, fen, Türkçe gibi alanlarda bilgilendiği mekanlar değildir. Çocuklar bu mekanlarda toplumsal yaşama hazırlanır. Bu nedenle okullarda eşitlikçi eğitimlerin yapılması eşitlikçi toplumlar için hayati öneme sahiptir. Öte yandan, eğitimde toplumsal cinsiyet eşitliğini sağlamak kendiliğinden oluşan bir süreç değildir. Yüzyıllara dayanan kalıpları yıkmanın tek yolu, sistematik bir eğitim dönüşümünden geçer. Eğitim kurumlarında cinsiyet rollerinin ve buna bağlı olarak ortaya çıkan eşitsizliklerin gündeme taşınması ve fark edilmesi gerekir. Bu bilinçlenmenin ardından kız ve erkek öğrenciler arasındaki farklılıkların azaltılması için yapılabileceklerin belirlenmesi ve belirlenen planın etkili şekilde uygulanması gerekir. Erkek çocuk sahibi ailelerin çoğu, çocuklarının okulda saldırgan davranışlarda bulunduğuna dair şikayet almıştır. Bu durum, çocukların üzerlerinde hissettiği başarılı olma kaygısından kaynaklanıyor olabilir. Çünkü pek çok araştırma ailelerin erkek çocuklarından kızlarına oranla daha fazla başarı beklediğini ortaya koyuyor. Diğer taraftan kız çocukların içine kapanık olması da sıkça karşılaşılan bir durumdur. Bu da kızların kendilerine dayatılan uslu olma baskısının yarattığı özgüvensizlikten kaynaklanıyor olabilir. Çocukların cinsiyetlerine bağlı olarak nasıl görünmeleri, düşünmeleri, hissetmeleri ve davranmaları gerektiğine ilişkin kalıplaşmış yargılar ve beklentiler tüm yaşamlarını temelden etkiler.

“Çocuğumun mizacı böyle”, “kendine özgü karakteri bu şekilde” gibi söylemlere dayanmak yerine öncelikle toplumsal cinsiyet körlüğünden kurtulmamız gerekiyor. Peki toplumsal cinsiyet eşitliğinin çocuğunuzun yeteneklerini kısıtlamasını engellemek için neler yapabilirsiniz?

Oğullarınızı hislerini anlatması için teşvik edin.

Erkekler kadınlar kadar empati yeteneğine sahip olmalarına karşın, duygusal olmamaları gerektiğine dair baskı bu yeteneklerini geliştirmelerini engeller. Empati kurabilen bir birey daha sağlam ilişkiler kurar ve iletişim becerilerini geliştirir.

Kızlarınızı "yapamayacakları" yargısına karşı koruyun.

Kız çocuklarımız büyürken pek çok alanda başarılı olmak için yeterli yeteneklere sahip olmadıklarını farklı kanallardan duyacaklar. Bu tür yargıların cinsiyetçi olduğunu ve doğru olmadığını çocuklarınıza öğretin. Toplumsal cinsiyet eşitsizliği hakkında farkındalık sahibi olan kız çocukları bu tür yargılardan da etkilenmeyeceklerdir ve daha özgüvenli bireyler olacaktır.

Kız çocuklarınıza karşı aşırı korumacı davranmayın.

Kız çocuklarına karşı erkeklere göre daha korumacı yaklaşmak da eşitsizliği besleyen ve toplumsal yargıları yeniden üreten bir davranıştır. Aşırı korumacılık, onlara kendi başlarına bir işi beceremeyeceklerini hissettirir. Bu cesaret kırıcı hareket, ilerleyen yaşlarda da birine bağımlı hissetmelerine neden olabilir.  

Birlikte cinsiyet ayrımı olmayan etkinlikler düzenleyin.

Kız çocuklarınızla spor aktivitelerine katılabilir, oğlunuzla da birlikte yemek yapabilirsiniz. Kıyafet renklerinde cinsiyet kalıplarından uzaklaşmalısınız. Evde bozulan teknolojik bir alet olursa kızınızdan yardım isteyin. Oğlunuzun stereotipik kız oyuncaklarıyla oynamalarına izin verin.

Okulda öğrendiği ders içeriklerini toplumsal cinsiyet eşitliği açısından inceleyin.

Okulda toplumsal cinsiyet eşitliğinin öneminden bahsetmiştim. Bu konuda ailelere de düşen birtakım görevler var. Çocuğunuzun okulda ayrımcılığa uğrayıp uğramadığını öğrenmek için ona sorular sorun. Ders içeriklerinde eşitsizliği besleyen içerikler olduğunu görürseniz öğretmeniyle mutlaka konuşun.

 

 

Parents – Dünya Çocuk Hakları Günü

Aslı Olgun

Uzman Eğitmen, Muzipo Kids Kurucu Ortağı

  • Muzipo Kids
Çocuklarda Özgüven Gelişimi

Çocuklarda Özgüven Gelişimi

Özgüven, bir çocuğun kendine yönelik iyi duygular geliştirmesi sonucu kendini iyi hissetmesi ve çevresi ile barışık olmasıdır. Yaşlara göre çocuklarda özgüven gelişimi:

0-2 yaş: Annesi tarafından beslenen, sevilen ve korunan çocukta özgüven oluşur. Bu dönemde çocuk kendisini tanımaya başlar, kendisine ve çevresine güven duygusu gelişmeye devam eder. Bu dönem çocukları kendini ve çevresini merak ettiği için bu dürtüsü engellenmemelidir.

2-4 yaş: Anneden yavaş yavaş ayrılan çocuk bağımsızlaşmak ister. Bu dönemde tuvalet eğitiminin kontrol edilmesi ile bağımsızlık duygusundan zevk alır. Eğer çocuk bu dönemde engellenirse kendi kapasitesi hakkında kuşkuya düşer. Dönemin genel özelliklerinden biri de çocukta bu yaşlarda vicdan ve ahlak gelişir. Gerçek ile yalanı ayırt etmekte zorlanabilir bu nedenle etiketlenmemelidir.

4-6 yaş: Cinsiyet ayrımı keşfi ile merak edilen konulara cinsellik eklenir. Çocuğa bu dönemde merak ettiği soruları anlayabileceği şekilde, fazla detaya girmeden yaşına uygun şekilde açıklamalar yapmak utanç ve suçluluk duygusunu engeller.

Özgüven gelişimini desteklemek için fikirlerine saygı duyun, olumlu olanı vurgulayın, belli alana yönelik övgüler verin, her çocuğun farklı yetenekleri olduğunu unutmayın, hatalarından ders almasını sağlayın, başka çocuklarla karşılaştırmayın, kendi kararlarını vermesi için cesaretlendirin, yaşına uygun sorumluluklar verin, çabasını övün, yapabilecekleri şeyleri onun yerine yapmayın, hatalı olduğunuzda özür dileyin, bir işi bitirmesi konusunda motive edin, destekleyici ve model olun.

Çocukları dinleme becerileri: çocukların konuşmasını bölmeyin, aktif dinleyici olun ve dinlerken ilgilendiğiniz bir şey varsa bırakın, boy seviyesine inerek göz teması kurun, duygularını anladığınızdan emin olun ve geri yansıtın, eleştirmeyin, anlattıklarına saygı duyun, beden dilinizin ve mimiklerinizin çocuğun anlattığı olay ve duygu ile bağlantılı olmasına özen gösterin.

  • Muzipo Kids
OKUL ADAPTASYON SÜRECİNDE MUZİPO KİDS

OKUL ADAPTASYON SÜRECİNDE MUZİPO KİDS

Okula Adaptasyon Sürecinde Muzipo Kids’in Önemi

Çocukların hayatlarında önemli dönüm noktaları var. Anne sütünü bırakmak, kesintisiz gece uykusuna geçmek, bebek bezinden kurtulmak bunlardan bazıları. Okula başlamak da hem çocuk hem de ebeveynleri için büyük bir dönüm noktası. Hayatının ilk 3-4 yılında sürekli ebeveyn kontrolünde olan çocuk kreşe başlamasıyla kısmi bağımsızlığını ilan ediyor, okulda da yepyeni daha özgür bir hayata başlıyor. Bu çocuk yeni hayatında çok mutlu olup okula koşa koşa da gidebilir veya bu yeni hayata adapte olamayıp uzun zaman mutsuz da olabilir. Çocuğumuzun okula koşa koşa giden gruptan olması ihtimalini artırabilmek için ailesi olarak bizim de yapabileceklerimiz var.

Çocuğunuz Okula Nasıl Mutlu Başlar?

Okula mutlu başlamanın temelleri aslında çocuğunuzun hayatının ilk yıllarında sizin tarafınızdan atılıyor. Lütfen küçük yaşlardan itibaren çocuğunuzun yaşıtlarıyla olmayı ve oynamayı öğrenmesine izin verin. Annelerine yapışık çocuklar anneleri tarafından bazen “Beni çok seviyor” diye değerlendiriliyor ama bu çok da sağlıklı bir şey değil. Ben her zaman çocukların bireyselliğini ve sosyalleşmesini desteklemek gerektiğini düşünüyorum. Öncelikle kendilerini sevmelerini sağlarsanız emin olun sizi de çok seveceklerdir. Bunu da koşulsuz sevginizi devamlı vererek, onlara her zaman destek olarak ve onların başarılarını destekleyerek yapabilirsiniz. Bu süreçte evdeki huzur ve mutluluk da çok önemli çünkü çocuklar evdeki ortamdan etkileniyorlar.

 

Kendini güvende hissetmeyen çocuk daha sonra hem kreşe hem de okula başlarken çok büyük sorunlar yaşayabiliyor. Okula gitmek istemiyor ve gittiğinde mutsuz oluyor. Annesinden ayrı bir etkinlik düşünemiyor ve endişe duyuyor. Haftalarca kreşin kapısında oturan anneler görüyorum ve üzülüyorum. 3 çocuğum da ilk günden itibaren güle oynaya kreşe gittiler ve ben 1 saat bile kreşin kapısında beklemedim. Alper de 5,5 yaşında ilkokul 1. sınıfa başladı ama bir kere bile ağlamadı ve endişe duymadı. Tabi ki çocuğun karakteri de önemli ama bizim de bunu desteklemek için yapabileceklerimizin olduğunu düşünüyorum. Tabi ki ben de diğer anneler gibi ilkokul uyum haftasında her gün okuldaydım ama zaten bunu yapmamız isteniyordu ve okulumuz her gün anneler için yararlı bilgiler içeren veli eğitimleri hazırlamıştı. Çocuklar derse girince biz veli eğitimine giriyorduk. Aynı anda sınıftan çıkıp çocuklarla buluşuyorduk. Okulu böyle sevmeleri tesadüf değil tabii ki. Kalpsiz bir anne de değilim. Ben onları aylar öncesinden yavaş yavaş hazırlamaya başlamıştım. Okulun ne kadar güzel bir yer olduğundan bahsettim. Hikâyeler anlattım, orada yapacakları aktivitelerden bahsettim. En önemlisi de ben kendim endişe duymadım ve gözümde büyütmedim. Çocuklar sizin ne hissettiğinizi hemen anlarlar ve empati yetenekleri çok iyi olduğu için bundan etkilenirler. Siz rahat ve mutlu olacaksınız. Okula başlamanın kutlanacak ve çok mutlu bir olay olduğunu yansıtacaksınız çocuğa. Yoksa siz ‘’ Aman Allah’ım! okul başlıyor nasıl olacak bu çocuk nasıl gidecek tek başına?” paniğinde olursanız ne kadar saklamaya çalışsanız da bu çocuğa yansır. Önce siz kendinizi hazırlayın okula. Ayrıca tabi ki iyi bir okul seçin. Çocuk mutsuz olduğu ve güzel bir eğitim görmediği bir yere tabii ki gitmek istemeyecektir. Benimkiler okullarını o kadar çok seviyorlar ki bayram tatillerinde ve bazı hafta sonları “Neden okul yok” deyip kızdıklarını ve hatta ağladıklarını bilirim.

 

Muzipo Kids İle Çocuklar Okula Daha Mutlu Gider

 

Muzipo Kids’te diğer çocuklarla düzenli bir şekilde bir araya gelen ve grup olarak keyifli zaman geçirmeye alışan bir çocuk bence ilkokula da daha çok severek gider. Çocuklar burada yaşıtlarıyla birlikte olmaktan hem çok keyif alıyor hem de bu süreçte ders disiplini kazanıyorlar. Muzipo Kids’te yaşıtlarıyla ders yapan ve keyifli saatler geçiren bir çocuk okulda da böyle olacağını biliyor ve bu konuda heyecan duyuyor.

 

Çocuğunuzu okula hazırlanma sürecine dahil edin. Kırtasiye listesindekileri ve okul çantasını beraber seçin ve alın. Çocuğunuzu güzelce okula bırakın ve aklınızı orada bırakmadan çıkın gidin. O çocuk sizin dışarda olduğunuzu bilirse kendini yeni arkadaşlarına ve okuluna veremez. “Annem acaba neden gitmiyor, demek ki ben güvende değilim” diye düşünmez mi? Vedalaşmaları kısa kesin. İyi dersler deseniz yeter. Üzülmeyin. Artık okulun hayatının bir parçası olduğunu bilsin. Mızmızlanınca okula götürmemezlik etmeyin. Okula gitmek istemeyince gezmeye götürülen bir çocuk tabi ki okula gitmek istemez.

 

Çocuklarımın okul sevgisi ve kendi kendine oynamayı sevmelerinin temellerini 6 aylıktan itibaren atmaya başladım. Ben çocuklarıma çok küçükten itibaren günün bir kısmında kendi kendilerine oynama alışkanlığını verdim. Küçüklükten başlayarak çocuğunuzu oyuncaklarıyla birlikte yere oyun halısının üstüne oturtun ve kendi kendine oynamaya teşvik edip gözünüzle onu görebileceğiniz ama onun sizi göremeyeceği bir yere gidin. Bu arada çocuğunuzun etrafında yutabileceği küçük nesneler olmasın. Kafasını vurabileceği sehpalar olmasın. Güvende olsun yani ve gözünüz üstünde olsun. Ben plastik çitlerden güvenli bir alan oluşturmuştum salonda ve orada rahatça bırakabiliyordum. Böyle böyle kendi kendine yetebilmeyi ve kendiyle de mutlu olmayı bilsin. Tabi ki uzun süre olmayacak bu kısa kısa süreler olacak. Onun gelişimi için bu önemli. Bu zamanı çok uzatmayın ilgisiz bırakmayın onu. Bazen bazı anneler görüyorum bebek kendi kendine güzel güzel oynarken “Hadi yavrum şunu yapalım’’ diye yanlarına alıyorlar. Bunu yapmaya gerek yok. Zaten bir süre sonra sıkılıp yanınıza gelecek, o zaman yaparsınız o aktiviteyi. Kardeşleri de beraber oynamaya teşvik edin ama tabi yine gözünüz üzerlerinde olsun ve her zaman güvende olsunlar.

 

On sekiz aylıktan itibaren de kendi yaşıtlarıyla oyun gruplarına ve Türkiye’nin çocuk hareket üssü Muzipo Kids gibi merkezlere götürerek sosyalleşmelerini sağlayabilirsiniz. Ben de Alper 1,5 yaşındayken oturduğumuz yerdeki annelerle 6-7 kişilik bir oyun grubu kurmuştum ve her perşembe toplanıyorduk. Hem yaşıt çocuklarımız sosyalleşiyordu hem de biz anneler bir araya geliyorduk. Değişik oyunlar oynatıyorduk, kitaplar okuyorduk. Her hafta başka birinin evinde toplandığımız için çocuklar değişik oyuncaklar ve aktivitelerle mutlu oluyorlardı. 2,5 yaşına kadar çocuklar pek birlikte oynamazlar ama yan yana oynarlar. Bu da güzel bir şeydir onlar için. 2,5 yaşından sonra beraber oynamayı ve paylaşmayı öğrenirler oyun gruplarında. Annelerin iyi anlaşması da önemli ki anlaşmazlıklar çıkmasın. Oyun grupları kurmanızı tavsiye ederim. Aynı oyun grubuyla Muzipo Kids oyun gruplarına katılabilirsiniz. Ebeveynlerle birlikte gerçekleştirilen bu grupta, çocukların denge ve koordinasyon becerileri, ince-kaba motor becerileri ve dil gelişimleri destekleniyor. Ebeveyn-çocuk bağını güçlendirmeyi amaçlayan aktiviteleri içeren bu program hem çocuklar hem de yetişkinler için eğlence ve hareketin iç içe olduğu bir sosyalleşme imkânı oluyor. Muzipo Kids oyun grupları 18-24 aylıkken haftada 2 gün 1’er saat, 24-36 aylıkken haftada 2 veya 3 gün 2’şer saat, 3-5 yaş arasında da haftada 2 veya 3 gün 2’şer saat olarak uygulanıyor.  Muzipo Kids atölyeleri ve yaz kulübü de çok keyifli.

 

Tabi ki şunu unutmayın ki her çocuk farklıdır. Siz doğru davranışları yapsanız bile çocuğunuz okula gitmemek için deliler gibi ağlayabilir. Ama bu doğru davranışları yapmanızı engellememeli. Kardeşler bile birbirinden farklı yetişiyor. Siz elinizden geleni yapın ama her çocuğun kendine özgü olduğunu unutmayın. Siz doğru davranışları yapın, içiniz rahat olsun ama buna rağmen sorunlar çıkarsa kendinizi suçlamayın. Zamanla her şey yoluna giriyor ve çoğu çocuk okulu seviyor.

 

 Hassas Anne

Ece Kumkale

 

 

  • Muzipo Kids
Çalışan Anne

Çalışan Anne

Çalışan Anneler Ve Suçluluk Duygusu

Öncelikle bir konuda anlaşalım; her anne çocuğu için en iyisini ister ve çocuğunun mutluluğu her daim önceliklidir. Bunun aksini düşünemezken, hayat koşulları çoğu zaman kararlarımız üzerinde etkilidir. Çalışan anneler tarafından bana en çok yöneltilen sorular; Çocuğum olduktan sonra çalışmaya ne zaman geri dönmeliyim? Acaba çalışmamalı mıyım?

Bu soruların bence kesin bir cevabı yok. Cevap vermeden önce diğer soruların cevaplarını düşünmeliyiz.  Çalışmak sizi mutlu ediyor mu? Siz işteyken çocuğunuza kim bakacak? Çalışmayı seviyorsanız evde kalıp çocuğunuza bakarsanız bunu bir fedakârlık olarak mı göreceksiniz? Çalışan anne olduğunuzda kendinizi suçlu hissedecek misiniz?

Çalışan Anneler Çocukları İçin Güçlü Birer Rol Modeldir

Çalışmak sizi mutlu ediyorsa ve çalışmak çocuğunuza daha iyi bir gelecek hazırlamanızı sağlayacaksa bence çalışmalısınız. Eğer çalışmaya karar verdiyseniz suçluluk duygusunu içinizden atmalısınız. Çocuğunuz sizin duygularınızı hisseder. Sizin olumlu duygularınız çocuğunuza yansır. Kararınızı verin ve bir daha arkanıza bakmayın…

Rahmetli annem 40 yıl önce çalışan bir anneydi. Bankacıydı. O zamanlar arkadaşlarımın annelerinin çoğu çalışmıyordu. Açıkçası annemi çok özlüyordum. Hafta içi arkadaşlarımın yanında anneleri varken benim yanımda anneannem oluyordu. Annem iş dışındaki tüm zamanlarını benimle geçirirdi. Gitmediğim tiyatro, spor, aktivite yoktu. Bilmiyorum belki de çalıştığı için suçluluk duyuyordu ve o nedenle benimle daha da çok ilgileniyordu. Çok güzel bir çocukluk geçirdim. Şimdi geriye dönüp baktığımda annemin işte olduğu zamanlarda ona duyduğum özlemin yanında bir duygumu daha net hatırlıyorum; Gurur!

Annem çalışan bir anne olduğu ve boşanmış bir kadın olarak evimizi tek başına geçindirdiği için onunla gurur duyuyordum. Annemin bana çalışkanlığıyla her zaman örnek olduğunu düşünüyorum. Çalışmayı ve üretmeyi çok seviyorum. Annem çalışırken anneannem bana çok iyi baktı.

Ben çocuk sahibi olduğumda annem ve babam hayatta değildi, eşimin ailesi de başka bir şehirde yaşıyordu. Ben çocuklarıma kendim bakmak için kariyerime 6 sene ara verdim. 21 ayda üç çocuk sahibi olduğum için biraz daha özel bir durumum olduğunu düşünüyorum. Kızlarım tam zamanlı okula başladığında ben de çalışmaya başladım. Şimdi çok yoğun bir iş hayatım var ama ev ve iş hayatımı çok iyi dengelediğimi düşünüyorum. Sonuçta üç çocuğumun eğitimi ve geleceği için çalışıyorum ve çalışan anne olduğum için suçluluk duymuyorum. Ben böyle mutluyum ve çocuklarıma da bu mutluluk yansıyor.

Belki çocuklarımla mükemmel olarak ilgilenemiyorum bazen bazı şeylerini kaçırıyorum ama hayat dediğiniz şey tam olarak böyle bir şey. Her an, her istediğiniz olamıyor. Çocukların da bunu görmesi önemli. Önemli olan mutlu bir aile olmak ve her koşulda elinden gelenin en iyisini yapmak.

Çalışan Anneler Her Zaman İleriye Bakmalı

Çalıştığı için suçluluk duyan annelere tavsiyem; her zaman ileriye bakın. Belki de şu an çalıştığınız için ilerde çocuğunuzu iyi bir üniversiteye gönderebileceksiniz. Evde her an onunla olamadınız ama yazın ailecek güzel bir tatile çıkabileceksiniz. Çocuğunuz için güçlü ve çalışkan bir rol modelsiniz.

Harvard Business School’un 24 ülkede 31,478 kişiyle yaptığı bir araştırmaya göre çalışan annelerin kızları ilerde iş hayatında daha yüksek mevkilerde çalışıyor ve daha yüksek maaşlar alıyorlar. Çalışan annelerin oğulları aile bireyleriyle daha çok ilgileniyor ve ev işlerinde eşlerine çalışmayan annelerin çocuklarından daha çok yardım ediyorlar. Yani annelerinin çalışması çocuklar için faydalı.  Annelerinin çalışması kızların hayatlarını daha da olumlu etkiliyor.

 (Kaynak: https://www.hbs.edu/news/articles/Pages/mcginn-working-mom.aspx)

Zaman çok değişti artık kadınların çoğu çalışıyor ve çocuklar da sonuçta güzelce büyüyor. Etrafınızdaki insanların görüşlerine değil, çekirdek ailenizin kararlarına önem verin. Çocuklarınız da bazen size çalıştığınız için kendinizi kötü hissettirebilir ama unutmayın çocuklar çalışmayan annelere de bunu yapıyor J

Şunu da eklemek isterim: Eğer Anne çalışmak istemiyorsa ve maddi olarak çalışmak zorunda değilse bence çalışmamalı çünkü mutsuz bir anne mutsuz bir çocuk demektir. Yani anneler mutlaka çalışmalı demek de doğru değil. Bu konudaki mahalle baskısını ve ev hanımlığının küçümsenmesini sevmiyorum. Kişisel olarak eğer bakacak anneanne babaanne yoksa bebeğin hayatının ilk 3 yılında yani kreşe başlayana kadar ona annesinin bakmasının avantajlı olduğunu düşünüyorum ama kariyerine o kadar uzun zaman ara veren anneler genellikle sonrasında iş bulamıyorlar.

Sonuç olarak anne olarak sizi ne mutlu edecekse koşullarınız dahilinde onu yapın. Çalışmaya karar verirseniz suçluluk duymayın ve olumlu yönden bakmaya çalışın.

Sevgiler

Ece Kumkale

Hassasanne.com

Instagram.com/hassasanne

 

 

  • Muzipo Kids
Telefon, Tablet ve Televizyonun (3T) Zararları

Telefon, Tablet ve Televizyonun (3T) Zararları

Teknolojinin hayatımızın merkezinde olduğu bu yıllarda, ebeveynlerin en sık karşılaştığı soru ve sorunların başında 3T, yani Telefon, tablet ve televizyon gelmektedir.  Soruların en başında 3T’nin bir sorun olup olmadığı gelmektedir. Dijital çağda çocuklar tableti, telefonu bilmeden mi büyümeli?

Sorunun yanıtı sizleri şaşırtacak olsa da evet! Çocuklarınızın teknolojik aygıtları bilmeden büyümeleri demek, onların eğitim hayatlarında bu araçlardan uzak büyüyeceği anlamına gelmiyor. Başta da söylediğimiz üzere teknoloji hayatımızın merkezinde ve çocukların bu merkez etrafında dönen gündelik yaşam alışkanlıkları ve eğitim hayatı boyunca telefonla, tabletle ve en önemli kitle iletişim aracı olan televizyon ile tanışmaması mümkün değil.

Bu noktada ebeveynlerin endişe duyması gereken konu bu tek gözlü canavarların çocuklar üzerindeki olumsuz etkileri olmalıdır. Tehlikelinin boyutunu daha net bir biçimde görebilmek adına telefon, tablet ve televizyonun çocukların gelişimini nasıl olumsuz etkileyebileceğini açıklayacak olursak;

Telefon, tablet ve televizyonun çocukların karakteri ve kişilik gelişiminde etkileri nelerdir?

 

  • Erken yaştaki çocuklarda sosyal gelişimi olumsuz Çocuklarınızın içe kapanmasına, yalnızlaşmasına neden olabilir.
  • Erken yaşta ( 0-3 yaş arasında) yoğun TV izleyen, tablet ve telefon kullanan çocuklarda, otizm ve otizm benzeri yaygın gelişimsel bozukluklara ve uyaran eksikliğine (el çırpma, sallanma, kuş gibi kanat çırpma, zıplama ve benzeri yinelenen anormal davranışlar gösterebilirler) neden olabilir.
  • Konuşmaya başlama yaşını geriletebilir. İletişim gücünü zayıflatabilir, beslenme bozuklukları oluşabilir aynı zamanda beslenme alışkanlığını TV izlerken ya da oyun oynarken devam etmek isteyebilir.
  • Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğuna neden olabilir. Hızlı hareket etmekte olan nesnelere daha fazla odaklandıkları için sabit objeler dikkatlerinden kaçabilir.
  • İnsanlara karşı ilgisizlik ve kalabalık ortamlardan hoşlanmama başlayabilir. Yaşıtlarının oynadığı oyuncaklara karşı ilgi duymayı bırakabilir.
  • Sesli ve sessiz iletişimi, gülümseme gibi sosyal iletişimleri ile göz teması ve öğrenme kapasitelerinin yaşıtlarına göre daha geri bırakabilir.
  • Hayal kurma yeteneğini ve yaratıcılığını kaybedebilir, korku ve kaygı duyguları artar ve bu duygularla baş edebilmeyi öğrenmekte zorluk yaşayabilir.
  • Okul öncesi dönemde 3 boyutlu hareketli dünyayla tanışan çocuklar, okul döneminde uyaran eksikliği problemi yaşayarak öğrenme güçlüğü, dikkat dağınıklığı ve odaklanma sorunları yaşayabilir.
  • Çocukların TV'de karşılaştıkları görüntüler, tablet ve telefon üzerinde oynadıkları oyunlar korku, gerilim, şiddete eğilim ve yalnız kalmayı isteme gibi duygusal sıkıntılara yol açabilir.
  • Oyun kurma ve oyun oynama becerisi azalabilir, sokak oyunları dediğimiz oyunlardan habersiz olarak büyür ya da bu oyunlar onlara anlamsız gelir.
  • Kinestetik olarak daha ağır, hareketsiz bir çocuk olarak büyür ve bedensel hareketlilik, yorgunluk gerektirecek oyunlara dâhil olmak istemeyebilir.
  • Tüketicilik artar, reklamlarını izlediği her ürünü talep eder ve onu aldırana kadar sizi ağlayarak bunaltır, yaşı itibari ile görmemesi gereken cinsel içerikli reklamları ya da duymaması gereken kelimeleri sizin kontrolünüz dışında öğrenmiş olur ve kaygı yaşayabilir.
  • Yenilgiye karşı toleransları düşük olabilir.
  • Özel zevkleri, ilgilendiği bir hobisi olmadan büyür ya da oynadığı oyunlardaki, izlediği filmlerdeki olanakları kendi de benimseme yoluna gidebilir.
  • Şiddetten etkilenebilir ve hatta hayatında uygulayabilir.
  • Telefon ve tablette oyun oynarken, oyunda kaybettikçe ya da bir üst oyuna geçemedikçe hırslanır, öfkelenir, saldırgan olur, kazanamıyorum diye ağlamaya başlar ve karşısındakini suçlamayı öğrenir, kendini beceriksiz olarak görmeye başlayabilir.

Yukarıda sıraladığımız bu olumsuz etkilerin yerine çocuğunuzun sağlıklı bir birey olabilmesi için oyun oynayarak, iletişim kabiliyetlerini ve fiziksel yeteneklerini geliştirmesini istiyorsanız, MuzipoKids’i inceleyebilir ve detaylı bilgi alabilirsiniz.

  • Muzipo Kids
Hassas Anne’den “Sporcu annelerine”

Hassas Anne’den “Sporcu annelerine”

Üç çocuğum da 4 yaşından beri spor yapıyor. Üçü de cimnastikle başladılar. Esin 4,5 sene ritmik cimnastik yaptı. Hatta 7 yaşında İtalya’daki uluslararası yarışmadan Türkiye’ye altın madalya ile döndü. 30’dan fazla madalyası var. Boyu çok uzun olduğu için kendi isteğiyle Eylül’de önce voleybola sonra basketbola geçti. Sevinç de spora cimnastikle başladı sonra aikido ile devam etti. Karatede sarı kuşak olduktan sonra basketbolda karar kıldı. Alper de Daruşşafaka’da basket altyapıda oynuyor. Üç sporcu annesi olarak mutlaka sporun çocukların hayatının bir parçası olması gerektiğine inanıyorum. Her çocuk sporcu olmak zorunda değil ama onun sevdiği sporu bulup hayatına katmak bizim görevimiz. 
 
Türkiye’nin ilk çocuk hareket üssü Muzipo Kids çok güzel söylemiş: “Spor, rekabete dönüşürse, çocuklar bir süre sonra spor yapmayı eğlenceli bulmuyor. Spor rekabet değil çocukların kendini ifade etme biçimidir. Hareketten vazgeçmeyin!
 
Muzipo Kids’in amacı; “çocukları gerçek potansiyellerini keşfedebilecekleri, değişim sağlayabilecekleri, eğlenceli, yaratıcı, güvenli, haklarını gözeten bir ortamda, bilimsel yöntemlerle sağlıklı bir hayata hazırlamak ve içinde bulundukları anı dolu dolu yaşamaları için hareketlendirmek." 
 
Haziran’da, Ağustos’ta ve Ekim’de Muzipo Kids merkezlerinde Hassas Anne Buluşmaları yapacağız. Tarihler için instagram’da @hassasanne hesabını takip edebilirsiniz. Bu buluşmalarda çocuklarımız Muzipo Kids merkezinde spor yaparken biz de annelerle çocuğumuzun hayatına sporu nasıl katabileceğimizi konuşacağız. 
 
Sporcu Annesi Olmak
Üç çocukla çoğu akşamlar evin kapısından saat 22:30 ‘da girdik. Ben oradan oraya koşturmaktan bitmişim. Alper basket formasıyla saçlar hala ıslak. Okuldan sonra 20:45-22:15 altyapı basket antrenmanında canı çıkmış. Akşam antrenmanı olduğunu bildiği için okuldan hemen sonra dinlenmek yerine hızlı hızlı ödevlerini bitirmiş. Sınıf arkadaşları tablet oynayıp televizyon seyrederken o kan ter içinde ağır antrenman yapmış.
 
Alper’in haftada 5-6 gün basket antrenmanı oluyor. Tatilleri altyapı fırsat görüp neredeyse her gün antrenman koyuyor. Bir şey diyemiyoruz hiç ücret almadan çocuğumuzu harika yetiştiriyorlar. Bazen antrenmanlar 7:30’da. O sıcacık yataktan çıkıp kardeşlerin uyurken sessizce hazırlanıp evden çıkmak bir çocuk için kolay olmasa gerek.
 
Kızlarımın da hafta sonları basketbol antrenmanı var.  Ailecek onları destekliyoruz. Maddi manevi zor. Çok masraflı, çok fazla zaman alıyor ve insan üzülüyor. Aynı zamanda çok gurur duyuyoruz ve kendimizi çok şanslı hissediyoruz. 
 
Tabii ki sporcu olmak büyük bir disiplin gerektiriyor. Bu disiplin hayatlarının diğer bölümüne yani derslerine de yansıyor. Spordan alıştıkları disiplini ödevlerde ve derslerde de gösteriyorlar. Öğretmenleri çok memnun.  Sporcu olmak özgüvenlerini geliştirdi ve onlara büyük bir güç verdi. Belki de büyüyünce sporcu olmayacaklar ama eminim ki hayatlarının bu devresinde spor yapmaları onların bütün hayatını olumlu etkileyecek.
 
Sporcu anne-babası olmanın da zorlukları var. Spor salonu kapılarında geçiyor ömrümüz. Çoğu zaman antrenmanları izlememize bile izin yok. Saat kaçta derlerse her şeyi ama her şeyi bırakıp çocukları antrenmana yetiştirmemiz gerekiyor ve saatler günler devamlı değişiyor. Tatil programları da tabii spora göre yapılıyor. Aile bütçesinin önemli bir kısmı spora gidiyor. Bunlar hallediliyor da onları yorgun argın her tarafları ağrırken, acıdan ağlarlarken görmek yıpratıcı. Sonra da bir gülümsüyorlar veya kendileriyle gurur duyuyorlar  tüm yorgunluklar zorluklar unutuluyor. Bu arada çocukların karakteri gelişiyor.
 
Sizlere tavsiyem mutlaka çocuğunuzun hayatına küçük yaşlardan itibaren sporu katın. En son yapılan araştırma sonuçlarına göre spor çocuklar için ödevden ve ders çalışmaktan daha faydalı. Çocuklarınıza sporu sevdirmenin en güzel yolu, çocukların sizi spor yaparken görmeleri. Ailecek spor yapmak çok keyifli. Biz bazen bahçede ailecek yakartop oynuyoruz. Siz de arada çocukluğunuza dönün ve çocuğunuzla çocuk olun. Asansörü kullanmayıp merdiven çıktığınızda aslında çocuğunuza bir mesaj veriyorsunuz. Sporu ailecek hayatınızın bir parçası haline getirin. Küçük yaştan itibaren çocuğunuzu Muzipo Kids’e düzenli getirerek çocuğunuzun spor hayatına güzel bir başlangıç yapmasını sağlayabilirsiniz. 
 
  • Muzipo Kids